| Kardeş Türküler/ 15 Yılın Öyküsü |
|
|
|
Bir Konuk: Kardeş Türküler
Sadece türkülerinden değil, estetik ve politik duruşlarından da yakından tanıdığımız Kardeş Türküler… Bereketi kaçmasın, diye saymasak da 15 türkü yılı Kardeş Türküler adıyla hayatlarımıza giren Bizim Mahallenin Çocukları… Kadim türkülerin kalbini kırmadan, türkülerin ah’ını almadan türküleri “kırgın bir menekşeyi yeniden icat eder gibi” yeniden icat ederek heveslerimizi, beğenilerimizi biçimlendiren, kadim halkların asi ve aksi çocuklarını kendilerine sempatizan yapan Kardeş Türküler… Her sahne alışlarında, izleyicilerine Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun “Şairim/ Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası/ Ayak seslerinden tanırım/ Ne zaman bir köy türküsü duysam/ Şairliğimden utanırım” dizelerini anımsatırcasına kadim halkların kadim türküleri içindeki ayak seslerini ulaştıran Kardeş Türküler… Yirmi dört ayar öykülerini Edip Cansever’in, “Bir şarkı ne zaman güzel değildir/ Sonu olduğu zaman/ Sonu yoktur çünkü güzel şarkıların/ Kimse bir şarkıyı sonuna kadar söyleyemez” dizeleriyle de özetleyebileceğimiz Kardeş Türküler… “bgst Yayınları”ndan çıkan “Kardeş Türküler/15 Yılın Öyküsü” adlı kitabın sayfalarını karıştırdıkça, Cemal Süreya’nın “Kılıç kalkan gürz ve at/ Tâ çocukluğumdan beri/ Ne buldumsa okudum/ Sonunda anladım ki/ Bir kitapta resim şart” dizeleri geliyor aklıma. Öykülerinin delili fotoğraflarla bezeli, kavram kadar imge, cevaplar kadar sorularla dolu, kitap yolumuzu kesince, tarihin ve siyasetin emri, türkülerin kavliyle, hem kardeşlikten hem türkülerden dem vurup hem de Kardeş Türküler’le konuşmak için düşbaşı yaptık… Onlar, çok dilli kitaplarının önsözünde, “15 yıl dile kolay!.. Tümevarımsal bir yöntemi izledik ve başladık arşivleri karıştırmaya… Karıştırdıkça hatırladık; hatırladıkça karıştırdık!.. (…) Birbirine karışan hatıraları oturup bir düzene soktuk” diyorlarsa, bizlere, Edip Cansever’in “İnsansız anı yoktur. Var mıdır?” dizesinden el alarak, türkülerin içindeki hatırları/hatıraları, hatıraların içindeki türküleri ve insanları konuşmak düşer… Onlar, “1934 Trakya, 1938 Dersim olayları, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül 1955, 1993 Sivas katliamı, 19 Ocak 2007 Hrant Dink cinayeti. Kardeş Türküler baskıcı ve ırkçı uygulamalara bir cevaptır” diyorlarsa, bizlere, dünyayı ve Türkiye’yi kuşatan ırkçılık kötülüğünü, tarihin marangoz hatası resmi tarih(çiler)i konuşmak düşer. Onlar, “İlkokulda, barış bize iki savaş arasında yapılan anlaşmalara atılan imza olarak öğretildi. Kardeşlik ise hep çocuklara özgüydü; büyüdükçe ne oluyorsa oluyor ve sözcük dağarcıklarından siliniyordu. Kardeş türküler, barış ve kardeşliğin sürekli kılınabileceğine olan inançtır” diyorlarsa, bize Cemal Süreya’nın “Barış demiştir ve güvercin tıkmışlardır boğazına/ Bu yüzden edep kuralı tanımaz Anadolu dervişi” dizelerini hatırlayarak “Barış’ı” konuşmak düşer. Onlar; “Bazı çevrelerde çok kültürlülük, bu toprakların geçmişine ait bir ‘olgu’ olarak kabul görmekte. Oysa kardeşlik, geçmişte yaşanan güzel günlere bir gönderme olduğu kadar, geçmişi yanına alıp bütün kimlik ve kültürlerin eşit ifade hakkına sahip olduğu özgür yarınlara akacak bir gelecek olmalıdır. Kardeş Türküler, yarınlara yönelik bir arayıştır” diyorlarsa bizlere, evvel-ahir kadim türkülerin, kültürlerin, dillerin, türkülerde içkin anlamlarının, yan anlamlarının izlerini sürerek politik/kültürel çoğulculuk üzerinden, insanlardan şiir, aşk, türkü, barış, adalet yerine, savaş ve zulüm yapılan şimdiyi ve “Bütün mümkünlerin kıyısındaki” yarınlarımızı konuşmak düşer... Onlar; kitaplarındaki öykülerinde, “… son sözü, 19 Ocak 2007’de acımasızca katledilen sevgili Hrant Dink’e vererek bitirelim. Hep şöyle derdi: ‘Bizler (Ermeniler olarak), Türkler, Kürtler, kadınlar, eşcinseller… hep birlikte kurtulmadıkça kurtulmuş sayılmayacağız” diyorlarsa, bizlere, Che’nin, “Dayanışma halkların inceliğidir” cümlesini birbirimize hatırlayarak “hemen şimdi” hayata geçirmek düşer. Bir konseri sonrasında, kalbimizin kardeşleri Rakel ve Hrant ile tanıştıklarında, Ermeni Rakel’in Kürtçe şarkılar, ilahiler okumasının kıssadan hissesini, kez daha düşünüp bin kez uygulamak düşer… Onlar; “Söz yazımı konusunda-doğal olarak- Türkiye’de belli edebi geleneklerden, edebiyatçılardan etkilendik. (…) Aşık Mahzuni’den Sayat Nova’ya, Ritsos’tan Murathan Mungan’a, bu coğrafyayı bizim insanımızı anlatan bir çok yazardan şairden etkilendik. (…) romanlarından alıntı yaptığımız; hayat serüvenini, hem kullandığı dille hem de edebi içerikteki çok kültürlü duyarlılıkla yansıtan, eserlerini Türkiye edebiyatının köşe taşlarından addedebileceğimiz Yaşar Kemal’in üslubu daima sıcak gelmiştir bizlere. Yine Can Yücel, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Gülten Akın, Murtahan Mungan, Karin Karakaşlı, Mehmet Uzun, Mıgırdiç Margosyan, Silva Gabudikyan, Zahrad, Federico Garcia Lorca, Yannis Ritsos, Neşe Yaşın, Elif Şafak, Bejan Matur,… gibi yazar ve şairlerin üsluplarını da kendimize yakın bulmuşuzdur.” diyorlarsa, bizlere, edebiyatın ve sanatın vaadinin özgürlük olduğunu hatırlamak ve hatırlatmak düşer… Yeni yılın ilk nehirmuhabbetler’ine, bizi türkülere, Barış’a, kardeşliğe, dillere yeniden kayıtlayan Kardeş Türküler ile başlıyoruz… Bu buluşma, 1990’lı yılların başında Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü (BÜFK) ile başlayan, Boğaziçi Gösteri Sanatlar Topluluğu (BGST) ile süren öyküyü, “İnsana dair hiçbir şey bize yabancı değildir” diyerek esastan ve usulden, konuşmak anlamına geliyor… İnsanın icat ettiği en büyük kötülük olan Savaş’ın, ırkçılığın ve “kötülük dayanışmasının” yürürlükte olduğu, dünyada, “iyilik dayanışmasının” parçası olarak ilk konuğumuz, “Kardeş Türküler” ise, bize Can Yücel gibi, “Ne iyi tesadüf!” deyip, türkülerin hepinize selamı var, demek düşer… Ne iyi tesadüf… |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|